Fakir bir ülke beklemeyin. Karşılaştırırsanız Avrupa şehirlerinden çok daha modern. Şimdiye kadar gördüğüm altyapısı en güçlü ülke. Ucuz, adi Çin malı kavramı bir anda anlamsızlaşıyor. Metrosundan uçaklarına mağazalarına aklınıza ne gelirse her şey çok daha kaliteli duruyor. Her yer tertemiz ayrıca. Şehirler arası trenlerin kompartımanları otel odası gibi. Televizyon, kahve makinası, yemek, çay servisi ne ararsan var.
Şangay şehir merkezi ile 30 kilometre ötedeki havaalanı arasında hızlı tren çalışıyor. "Maglev" treni bu yolu 7 dakikada alıyor. Zaman zaman saatte 420 kilometre hıza çıkıyor. Bre de hey hey! Elalem Çin malı görsün. Bilet sadece 50 yuan (8 Dolar), havaalanına gitmeyecekseniz de sırf denemek için binin derim.
Ülkeden çıkış öncesi havaalanında 50 yuan harç alıyorlar, aklınızda olsun, gelmeden önce tüm paranızı bitirmeyin. (Küba'da da vardı böyle bir uygulama, komünistlerden kapitalistlere gider ayak son bir kazık herhalde!)
Pekin aşırı geniş caddeleriyle soğuk görüntülü, ruhsuz, sıkıcı bir başkent. Kalabalık değil ama. Şehir o kadar büyük ki, milyonlar içerisinde kayboluyor. Pekin’e gelmenizi mantıklı kılabilecek iki neden olabilir. Biri Çin Seddi’ne yakın olması, ikincisi ise emsallerinden çok ileride olan Ulusal Askeri Müze.
Gece hayatı varsa da ben bulamadım. Öve öve bitirilemeyen Sanlitun bölgesi Ankara Tunus Caddesi ile bile yarışamaz. Durumun vahametini siz düşünün artık.
Turistler için pek çok atraksiyon var. Kung fu gösterilerini tavsiye ederim. Filmlerde görüp de "yok artık anasının amı Ali Sami!" dediğimiz uçmalı taklalı hareketler gerçekten de yapılabiliyormuş!
Düzen disiplin havasını her yerde hissediyorsunuz. Youtube’un yanı sıra blogspot’u da kapatmışlar tam olmuş. Herkes robot gibi sus pus oradan oraya nizami düzen koşturuyorlar. Kıçlarına görev çipi takılmış robot gibiler. Kuzu kuzu işten eve, evden işe.
Ben gittiğimde EXPO Shanghai 2010 başlamak üzereydi. Şangay'da yapılan altyapının maliyeti (köprü, yol, kavşak, alt-üst geçit, yeni metro hattı, kültür merkezi) 3.4 milyar dolar. 6 ay boyunca toplam 80 milyon turistin gelmesi bekleniyordu. Ve sıkı durun ne yapmışlar: Organizasyonda sorun olmayacağından emin olmak için deneme amaçlı çevre şehirlerden aynı anda yüzbinlerce kişiyi trenle, uçakla, otobüsle Şangay'a gönderiyorlardı. Elbette memurlar, elbette zorla. Sana soran yok, gider misin diye. Günübirlik zorunlu gezi! Şehirdeki lokantalar, oteller, metro sistemi kalabalığı kaldırabiliyor mu onu test ediyorlarmış. Hakkını vermek lazım ama, bu sayede pek çok olumsuzluğu önceden tespit edip düzeltmişler.
Aşağılık kompleksi ve kendini beğenmişlik bir arada. Psikopatlar ayrıca; tv’de şarkı söyleyen generaller, kamuflaj kıyafetiyle klipte oynayan bayan pilotlar, habire uçak, gemi, tank görüntüleri. Fonda Çin bayrağı, geçit töreni yapan askerler. Sanki yenice bir savaş kazanıldı. Girdiğim kitapçının yeni çıkanlar bölümde yer alan bazı kitap isimleri şöyleydi: "When China rules the world", "End of the western world”...
Tiananmen Meydanı dünyanın en geniş meydanı olarak anılıyor. Aynı zamanda en fuzuli meydanı da diyebiliriz. Bir ucu Yasak Şehir olarak anılan imparatorluk sarayının girişi olmasa mevcudiyetinin gereği yok.
İmparatorluk Sarayı etkileyici. Garip bir mimarisi var. Uç uca saraylardan oluşmuş. Biri bitiyor, bir diğer saray bahçesine giriyorsunuz, her bahçede ayrı bir saray. merak eden gider görer, gitmezse de çok şey kaybetmez.
Çin Seddi turu Çin'in olmazsa olmazı. Acı haber, götürdükleri bölge seddin restorasyon görmüş hali. Ama siz üşenmeyin yarım saat daha yürüyün gereçk Çin Seddi ile karşılaşacaksınız. Seddin kendisi elbette büyüleyici ama dönüşte tepeden iniş için bindiğim tek kişilik kızak turu daha harikaydı.
Aşağıda şehrin tren garının fotoğrafı var. Sirkeci garı ile karşılaştırınız lütfen. Ondan sonra kararınızı verin Türkiye dünyanın yükselen gücü mü değil mi?
İlla ki ipek ürünleri satan dev mağazalardan birine gitmenizi mutlaka tavsiye ederim. Son durağım burası olmadığı için taşıma üşencine alamadıklarım hala aklımdan çıkmış değil. En çok da ipek yer yatağında kaldı aklım.
Pekin'de güzel olan ne vardı?
Pekin Ördeği vardı!
Allah'ım sana şükürler olsun, şu faniyi yanına almadan önce bu zevki de tattırdın.
Pekin Ördeği yalnızca Pekin'de eşsiz lezzetine haizmiş. Şangay'da tekrar yemek istediğimde mani oldular. Pekin'de yediysen burada yeme, damağının tadı bozulmasın dediler. Havasındanmış söylediklerine göre, sadece Pekin'de o lezzeti bulabiliyormuşsun. Şangay da durum buysa, Avurupa'da, Türkiye'de yediğiniz ördeklerin farkını varın siz düşünün.
Zaten oldum olası paytak yürüyüşlerine hastayımdır, Çin gezisinde yapılacaklar listemde de ilk üçteydi.
Sora sora, aynı yer ismini farklı kişiler tarafından tavsiye edilmesi üzerine mekanımı buldum. Yarım ördeği anca yerim dedim, siparişimi verdim, sonra da hesap geldi! Yemeden masaya hesap geldiğini ilk kez görüyorum, artık alıştığım garipliklerine verdim.
Amcam ördeği istediğim gibi pişirdi, eline alıp masama getirdiği ördeği gözmün önünde ince dillimler halinde kıymaya başladı. Büyük bir sabırla merasimin bitmesini bekledikten sonra ilk lokmayı attım ağzıma.
Sonrasında hissettiklerim, yumuşak etin ipek kozasının açılışı gibi ağızda dağılışı, dilimi şöyle bir dolanıp kendiliğinden boğazdan kayışı, soslu derinin damağımda bıraktığı şekerimsi tat. Gözümün önünde annesinin ardı sıra suya dalan yavruların masumluğu...
Doymaya yakın tabağımda bıraktım bir kısmını, hepten doymak, tadından usanmak istemedim. Bir dilim daha alasım varken ulaşılmazlığı bir ömür sürsün istedim. Ne kadar özlediysem de bir daha yemedim, daha da Pekin'e yolum düşmedikçe hiç bir yerde yemeyeceğim.
Pekin sarmayınca rotayı Şangay'a çevirdim. Lakin orada da aradım Çin'i bulamadım. Bulduğun New York'un Made in China haliydi. Ne var ki artık hiç bir şey moralimi bozamaz artık Çin'e niye geldiğimi anlamış bulunmaktayım. Harika bir mutfakları var.
Yeme içme faslına girmeden önce şehirden bahsedelim biraz. Hong Kong, Singapur ayarında olmasa da alabildiğine kozmopolit bir şehirdesiniz. 100 yıl önce beyaz insan görenler elleriyle işaret ederlermiş, şimdi kimse garipsemiyor. Peki Ankara ise Şangay İstanbul, kafanızda öyle yer etsin. Ne var ki, komünist partinin salaklaştırdığı insanlar şehre hak ettiği hayatı yaşattırmıyor. Bunu en çok gece hayatında görüyorsunuz. Tamamen taklit, batı özentisi, ABD ile yarışmayı anane bellemiş, kimliğini unutmuş bir toplumla karşı karşıyasınız.
Esnaf lokantalarının sıralandığı bir cadde haricinde yerel kültürle kaynaşmak Şangay'da da nasip olmadı. Şhir zaten Çin'in batıya açılan yüzü hepten New York'a benzemiş.
Her ne kadar zengin gözükse de halkın geneli çok fakir. Other Side Of China sahilin iki blok arkasında sizi bekliyor. Bir eve sahip olabilmek, pek çoğu için ulaşılmaz bir hayal. Yine de fakirlerin kapitalist ülkelerde olduğu gibi bok içinde yüzdüklerini söyleyemem. En azından ben görmedim. İyi kötü imkansızlıklar içinde yaşıyorlar. Etiler ile iki adım ötesi Küçük Armutlu arasındaki tezat çok daha belirgin.
Turistik bir hadise Lujiazui bölgesinde yer alan şehrin en büyük gökdeleni olan Oriental Pearl Tower adlı televizyon binasının tepesine çıkmak. Tamamen camdan yapılmış bir kat. Huangpu nehri ayağınızın altından akıyor. Her ne kadar Bungee Jumping yapmış biri olsam da yüreğim pır pır etti. Cam kırılacak da aşağı düşecekmişsiniz gibi. İlk bir kaç dakika alışamıyor insan, çok garip bir duygu, taşıyacağını bilseniz dahi camın üzerinde yürümekte zorlanıyorsunuz.
En turistik bölge, Bund olarak adlandırılan nehir kenarı ile buradan başlayıp People's Square'a akadar uzanan NanJing Caddesi. Burası her markanın yer almak istediği şehrin alışveriş cenneti. Bazı markalar sahte ama benden uyarması. Gerçek Rolex saatleri satan mağazanın yanındaki Camel mağazası sahte ürün satıyor olabilir.
Şangay müzesi de şehrin olmazsa olmazlarından. Tüm Çin gezisinde sadece bu müzeyi gezseniz yeter. Her katı ayrı bir alem.
Bir de turistik Oldtown bölgesi var. Her gezen ballandıra ballandıra anlatsana bana hiç çekici gelmedi. Alabildiğine turistik ve yapmacık bir yer. Alışveriş cennetidir, o ayrı.
Hakikate insan kendini durduramıyor. Çin'e geldiğimde sırt çantam 5 kiloydu, ayrılırken 15. Aldıkça alanız geliyor, o kadar garip, kaliteli, farklı ve ucuz ürün var ki. Paten bile aldım, daha ne diyeyim!
Sırf bu yüzden Japonya uçağını kaçıracaktım. Bir baktım adım anons ediliyor, kapıya yöneldim, baktım hostesler köşe bucak beni arıyor, biri geldi poşetleri taşımama yardım etti, başladık koşturmaya, koridordaki kadınlar elleriyle daha hızlı koşmamı işaret ediyor, kapı kapanmadan yetiştirdiler. Saate bakmayı unutmuşum, uçak hazır kalkmak için 15 dakikadır beni bekliyormuş.
Ne kadar kazık yediğinizi asla tahmin edemiyorsunuz. Pazarlığın ucu bucağı yok. 80 dolardan 30 dolara düşürüyorsunuz fiyatı, mümkün değil daha ucuz olması, ama ertesi gün aynı yere gidip 20 dolar teklif ediyorsun, yine kabul ediyorlar...
Oldtown yakınlarında Yuyuan bahçeleri var, görüp görebileceğiniz eski Çin'den esintiler orada, es geçmeyin.
Şangay'ın gece hayatı da kendi gibi yapmacık. Lüks, kaliteli ve ihtişamlı. Ama keyif vermiyor, batılılara batı tarzı eğlence sunuyorlar, beni açmadı.
Aklıma gelmişken söyleyeyim, taksiciler İngilizce bilmiyor genelde. Telafuzlar tamamen farklı. Gideceğiniz yer ismini kağıda yazıp göstermeniz lazım, yoksa mümkün değil anlamıyorlar. Aşağıdaki fotoğrafta görürsünüz, benzersiz bir çözüm bulmuşlar bu soruna: Arayın yazan numarayı derdinizi operatöre anlatın, sonra verin telefonu şoföre, akranı anlatsın derdinizi amcamıza.
Taksi ile bir yere gittiniz, işinizi hemen hallettiniz, geri döneceksiniz. Normalde taksimetreyi kapatmazsınız. Çin'de kapattırın. Çünkü yeniden açıp yola devam edince daha ucuza geliyor. Sanırım kilometreler uzadıkça belli bir noktadan sonra daha takimetre daha hızlı atmaya başlıyor. Garip ama öyle.
Şehir merkezinden en uzak yere 13 dolar ödedim. Daha fazla öderseniz kazık yemişsinizdir.
YEME İÇME
Çin'e gidip de aç kaldık diye serzenişte bulunanlardansanız yolumuz burada ayrılıyor.
Mideniz diğer ülke mutfaklarını kabul etmiyorsa bu sizin cehaletinizi gösteriyor. Denemediğiniz, farklı tatlara beyninizi açmadığınız için midenizi cahil bırakmışsınız. Bu konuda ukalalık edecek kadar deneyim yaşadım. Hergün fasülye, bulgur, pizza yersen miden kaldırmaz tabi. Evrimleştiremediğiniz mideleriniz yüzünden anlayamadığınız mutfaklara bok atmayınız lütfen.
Yengeç Kızartma
Öncelikle bildiğim tatlardan başlıyorum, sokak aralarında kızartma ne bulduysam götürüyorum.
Güvercin Kebap (Crispy Roasted Pigeon)
Kafasıyla birlikte gelir sofraya, adet öyle; bıldırcından hallice, dolgun ama bildik bir tadı var, biz niye yemiyoruz anlamadım. Türk mutfağında bariz bir kuş eti eksikliği olduğu malum. Ailede avcı olmasa nicesinden ben de mahrum kalırdım. Sapanla kuş vurup çalı çırpıdan yaktığım ateş üstünde yemişliğim var çok şükür.
Yangzhou Usulü Çiğ Karidesli Pilav
Öyle sosta bekletilmiş falan değil, sapına kadar çiğ ve sümüksü. Beğenmedim.
Yediğim En Güzel Kara Mantar!
Maalesef adını yazdığım kağıdı düşürmüşüm. Şimdiye kadar yirmi çeşidin üzerinde mantar yedim ama bu bambaşkaydı. İbneler bir de acı biber dolmasına sokuşturmuşlar, tadına doyamadım. Umarım tekrar karşılaşırız.
Denizden Babam Çıksa Yerim Diyenlere Panopea Abrupta (Dev Deniz Tarağı)
Sağ alt köşede gördüğünüz "panopea abrupta" oluyor. Naci, sözüm sana, abi ben vakit bulamadım, bir ara gidip yiyelim şu Çin Tarrağını!
Kuşbaşı olunca fazla turistik kaçtığının farkındayım, bilsem bütün bitmiş isterdim
Öyle Gölbaşı’nda kurbağa bacağı yemeye benzemez. Kafam kadar kurbağayı gözümün önünde kaldırıma vurup sersemletiyor sonra da pişirip bütün halde önünüze getiriyor. Neresini yenecek neresine dokunulmayacak daha o belli değil. Tırstım, kuşbaşı istedim. Kırmızı biberler enfesti, bizde niye yok bu biberlerden?
Çin Mantısı
Önce entellik taslayalım biraz. Mantı Türkçe değil. Dilimize Çince'den geçmiştir. Aslen Çin mutfağının ürünüdür. Bizdeki gibi mini mini olmuyor orada. Avuç içine anca sığar. İçi suludur, Önce çubukla tepesini deler suyunu emersiniz. Ben yengeçlisini yedim, kalın hamur tadını beğenmedim, belki de kendi mantımızı çok sevdiğimden, ama iç suyu harikaydı. Sokakta da yapıyorlar ama paranıza kıyıp lokantada yiyin.
Çiğ Yengeç Yemedim Deme!
Dostum Naci Çin'de olduğumu duyunca mail atmış. Sarhoş yengeç varmış, yengeci canlıyken alkole yatırıyorlarmış, canlı canlı koparıp atıyormuşsun ağzına.
Sora sora buldum, maalesef canlı canlı gelmiyor! Sadece kıskaçlarını koparıp alkole yatırıyorlar, çiğ olduğu doğru ama!
Bir şeyin yavrusu ama neyin bilemedim, denemek nasip olmadı!
Olayın Bokunun Çıktığı An - Haşlama Civciv Cenini!
Sigara almak için marlete girdiğimde gördüm. Kasanın yanı başında koca bir kazan. İçinde haşlanmış yumurtalar. Bazıları çatlamış, içindeki civcivlerin kafası görünüyor. Burası durduğum nokta oldu. Çok kötü kokuyordu, deneyemedim.
Kaplumbağa Çorbası Nasıl Yapılır?
En güzelini sona bıraktım. Önceden söyleyeyim, hayatımda yediğim en güzel yemeklerden biriydi!
İlkin tadının bu kadar enfes olduğunu bilmiyordum. Sırf denemek istedim. Görevliyi çağırıp kapının önündeki akvaryumdan kaplumbağamı seçtim. Fiyatı kilo usulüymüş, önce tarttık.
Herif cebinden makas çıkarttı, ayağıyla kabuğuna bastırdı, bir eliyle kafasını dışarı çekip, öbür eliyle makası vurdu, kör makas olunca zor kesti kafasını, içim cız etti.
Yarım saat snra koca bir tencere geldi önüme, bütün pişirmişler kabuğuyla. Her yeri ayrı lezzet, ama özellikle göğüs eti hafif pastırmamsı tadıyla eşsizdi. Haşlama etle füme et arası gidip gelen garip bir tadı vardı. Hemen hepsini yedim, suyunu kepçe kepçe içtim, utanmasam tencereyi kafama dikecektim. Deneyimle sabittir sevimli ve uysal hayvanların lezzeti de harika oluyor.
Gün boyu şehri yürüyerek geziyorum. Bir gece otelime döndüm, yatacağım ama odada pis bir koku var. İlkin tuvaletten geliyor sandım, baktım orada sorun yok, penceresi de yok ki odanın havalandırayım, kapıyı on dakika açık bıraktım, değişen bir şey yok. Yorgun argın yatağa uzanırken üstümü çıkarınca durum ayyuka çıktı. Koku benden geliyormuş!
Vallahi abartmıyorum. Yediğim onca garip şey, üstüne kilometrelerce yürüyüp terleyince böyle oluyormuş demek ki. Kendi kokumdan tiksindim ilk kez. Çinlilerin niye kötü koktuğu da böylece aydınlığa kavuşmuş oldu, pislikle alakası yok, tamamen yemekler yüzünden.
Onca şeyi tek başına yiyecek değilim, mihmandarıma bin teşekkür!
Jenny Yin ile couchsurfing.org adlı internet sitesinden tanıştık. Bereket mail attığım gün cevap aldım, iş çıkışı buluştuk. Akupunktur doktoruymuş. Böyle bir bilim dalı var Çin'de. Ayrı fakültesi, hastanesi var. Mide alanında uzmanmış. Çin'de akupunkturun da uzmanlık dalları var, başım ağrıyor dersen bilgisi yok, başkasına yönlendiriyor seni. Bizde her boktan anlıyorlar, demek ki bu konuda daha ileriyiz!
Jenny gerçek ismi değil, Amerikanca takma ismi. Çin'de herkesin gerçek ismi dışında bir de Avrupai ismi var. Sebep gerçek isimlerinin telafuzunun çok zor olması.
Maaşı aylık 500 dolar. Sıradan bir lokanta garsonunun aldığı maaş 150 dolar, oradan karşılaştırın.
Merak ettiğim birçok soruyu ona sordum.
Mini etek giyen çok ama göğüs dekoltesi çok görmemiştim. Dini bir anlamı olup olmadığını sordum. "Dini takan mı var" diyor, "meme yok ki açalım!" Hakikaten küçük memeli oluyor Çinliler.
Jenny benden uzun, hani kısa boylu olurdu Çinliler?
Kuzeyliler uzun olurmuş, Han Çinlileri ve güneyliler kısaymış.
Çoğunluk şikayetçi değilmiş yöneticilerden, bunu da öğrenmiş oldum.
Kızlar batılı erkeklere meraklıymış, özellikle de cebi paralıysan.
Geçenlerde erkek arkadaşı aldatmış onu. Sen ne yaptın diye sordum. O da gitmiş, ilk gördüğü erkekle yatmış.
"Şehir zengin gösteriyor ama insanların cebi o kadar dolu değil", diyor.
Bunu anlamak zor değil, 18 milyonluk şehirde gezip gördüğün zengin mahalleler toplasan şehrin %10'u etmez.
Henüz tek başına ev tutacak kadar parası yokmuş. Dört kişilik odada kalıyormuş. Çok şanssızım diyor, "eski odamda iki kişi horlardı, şimdi ise iki kişinin ayağı kokuyor!"
Söz yemekten açılmışken kedi fare yenilen şehirlerden bahsediyor şaşıran gözlerle. Ona çok garip geliyormuş. (Bunları konuşurken masamızda kurbağa ve güvercin vardı!)
anlamadığım bir şekilde siz ve birkaç gezgin daha yazılarını kesti.en azından kısaca nasıl bittiğini anlatsaydınız?
YanıtlaSilhüseyin
Hocam masallah sende ne mide varmış ya.. Bende bu ay sonu ticaret amaclı kalıcı olarak sangaya gelicem ama nasıl yiyicem onları bilemiyorum. O kaplumbagayı ne ictahla anlattın canım cekti :)
YanıtlaSil